Rüya Tabirleri Msn Nickleri

Ruyalar.com Türkiye'nin kişiye özel ücretsiz rüya tabirleri portalıdır. Sitemize göndermiş olduğunuz rüyalarınız Uzman yorumcular tarafından ücretsiz olarak tabir edilir. Lütfen web sitemizi
standart rüya ve rehber dizinleri ile kıyaslamayınız. Sitemiz size özel ve kaliteli rüya tabirleri sunar. Rüya tabirleri blogu açıldı.
Ana Sayfa - Rüya Tabirleri - Üye Ol - Rüya Sözlüğü - Rüya Gönder - Rüya Hakkında - Uyku Hakkında - Benim Rüyam

Çelişkili Rüya
evoha17
Yaş: 27 | Şehir: Amasya | 0 Kez Oylandı...
   Bu Rüyayı Oyla:

Merhabalar… Dün gece gördüğüm ve bana oldukça karışık gelen rüyamı yorumlamamız için anlatacağım. Karışık bir riya olduğu kadar, bana çelişkili bir rüya olarak da geldi. Çünkü fil ve gergedan gibi zıt unsurlar bir arada bulunuyordu rüyamda. (Aslında rüya tabiri ile hiç ilgilenmemiştim bugüne kadar; ama rüya tabirleri sözlüğünde anladığım kadarıyla fil ile gergedanın zıt anlamları olduğu fikri edindim.) Rüyam oldukça uzun olup, açıkcası kısaca anlatmaya da pek niyetim yok. Zira dediğim gibi, karışık bir rüya… Rüyamın başında, odamdayım. Normal, sıradan bir gün gibi başladı. Ama rüzgârın, odamın perdesini havalandırmasıyla pencerenin önünde birilerinin olduğunu gördüm. Şaşırdım; çünkü evimiz 13. katta bulunuyordu. (Gerçek hayatta 13. katta oturuyoruz. 13. kat, rüyanın ilerleyen kısmında yine karşıma çıkıyor. Otelde 13. katta bulunan bir odada kalıyorum.) İki kişi vardı. Yaşlı, köylü bir kadın ve adamdı bunlar. Pencere önünde bir iş yapıyorlardı. Tahtadan yapılma bir merdiven dayamışlar pencerenin önüne; üzerinde bizim evle ilgili bir tamirat işi ile uğraşıyorlardı. Onların çalıştığını ben bilmiyordum; fakat annem odama giripde onlarla konuşunca, anladım onların neden orada olduğunu. Bu sırada, odamda bir kişi daha vardı. Tanıdık bir kişi; ama şu an kim olduğunu hatırlamıyorum. Masamın yanında, pencere kenarında duruyordu. Bu sırada, pencere önünde bir telaşlanma oldu. Birisinin aşağıya düştüğünü düşündüm. Adam halen pencere önünde olduğuna göre, kadın aşağıya düştü herhalde dedim. Adamda aşağıya doğru bakıyordu; ama yüz ifadesinde üzgünlük, acı filan yoktu. Sanki herhangi bir şey düşmüşte “aman düşerse düşsün” havası içinde idi bakışı. Ama, sanki son anda düşen şeyi tutmuş gibi eğildi ve zorlanarak yukarıya doğru çekmeye başladı. Bende herhalde düşen kadını tuttu ve yukarıya çekiyor diye düşünerek yardım etmek için pencere önüne geldim. Ama yukarıya doğru çektiği şey, oldukça büyük bir küptü. Yardım ettim, yukarıya çıkardık. (Bu aşamadan sonra, rüyamda o yaşlı kadını bir daha asla görmedim ve kadına ne olduğunu merak dahi etmedim.) Daha sonra odamda kendi işlerimle uğraşmaya başladım. Kısa bir süre sonra, pencere önünde yeni bir kişi gördüm. Önce sadece başını pencere önüne uzatmıştı ve bal getirdiğini söylüyordu. Ben “Bal mı? Ne balı” diye sordum. Adamda, annemin bal istediğini söyledi. İçeriye gidip, anneme bal isteyip istemediğini sordum. Annem istediğini söyledi. Tekrar odama girdim ve adamdan balı aldım. (Bal, süzme baldı.) Adam, balın kabını geri vermemi rica etti. Bende, bal kabını boşaltmak için mutfağa gittim. Mutfakta ise, bal kabını boşaltmak için gitmeme karşılık şekerlikle uğraştım. Ekerlik elimden düşüp, paramparça oldu. Şeker koyabileceğim yeni bir kap buldun. Fakat içine şeker koymaya çalışırken, şekerlerin büyük bir kısmı yere döküldü. Kendi kendime söylenip, içeriye odama gittim. Balı getiren adam gitmişti. Balı getiren adam gitmişti; ama yerine başka bir adam gelmişti. Bu adamın da odam ile ilgili birşeyler yaptığı anladım ve matkabının olup olmadığını sordum kendisine. Olduğunu ve duvarda gerekli yerlere delik açtığını söyledi bana. Bende duvarlara baktım. Gerçekten de istediğim yerlere matkapla delik açılmış olduğunu gördüm. (Gerçek hayatta da aslında duvara birkaç delik açmam gerekiyor; duvara asacağım birkaç tablo var.) Duvarlara bakarken, pencerenin sağında kalan duvarda büyük bir gedik açıldığını ve içinde ekmek teknesi olduğunu gördüm. Duvardagedik bulunmasına şaşırmadım; ama ekmek teknelerinin nereden geldiğini merak ettim. Meraklı bakışlarımı gören adam (pencere önünde gördüğüm ilk adam) ekmek teknelerini kendisinin oraya koyduğunu, istersem alabileceğini söyledi. Bende durmasında sakınca olmadığını söyledim. Daha sonra, odamda bulunan kanapeye oturdum. Kanapenin ayakları yoktu; yerle bitişik halde idi. Kanapeyi oturunca fark ettim ki, daha önce odamda kanape yoktu. Yeni konulmuştu bu kanape. O sırada, matkap istediğim adam bir açıklama yaptı. Odada bazı eşyalarımın yerlerini değiştirdiğini, yeni bir iki eşya oyduklarını söyledi. Çevreme bakındım ve gerçekten de eşyaların yerlerinin değiştiği, iki yeni eşyanın odama yerleştirildiğini gördüm. Sonra şunu düşündüm odamın yeni şekli ile ilgili olarak; yatağa gerek olmadığını, bu kanepenin hem oturmak için hem de yatmak için elverişli olduğunu, duvarları badana yapmam gerektiğini (duvarlarda yer yer delikler ve boya dökülmeleri filan vardı), bunlardan sonra odamın çok daha güzel olacağını… Bu sırada odama annem ve kuzenim (cinsiyeti kız) geldiler. Oda hakkında bir iki konuşma oldu. Sonra bir yerlere gidilmesinden bahsedildi. Ama nereye gidilecekti; şu an hatırlamıyorum. (Ve kesin olarak hatırlamamakla birlikte; sanki ablam ve babamda odaya sonradan gelmişlerdi.) Bu aşamadan sonra kendimi Ankara/Tandoğan’da bir otelde buluyorum. (Oda, 13. katta) Odada, diz üstü bilgisarayımla internette bir şeylere bakıyorum. Sonra aklıma bir şey geliyor. Ve yakın bir yere gitmem gerektiğini hatırlıyorum. Çıkarken, diz üstü bilgisarayımı yanıma almıyorum; ama nedense bilgisarayın mouse’nu (faresini) yanıma alıyorum. Çok çok çok uzun bir kablosu var farenin. Gitmek istediğim yere kadar yeteceğini düşünüyorum. Fakat yetmiyor kablo. O sırada, otelin aşçısı ile karşılaşıyorum. Bir şeyler diyor kablo ve internetle ile ilgili. Şöyle yapabilirsin filan çeklinde. Tamam diyorum. Ondan sonra ise, karşıdan 3 genç erkekten oluşan bir grup geliyor. Kablo ve bilgisaray hakkından bazı şeyler soruyorlar; ben de zöylüyorum. Ama dediklerime inanmıyorlar. Bilgisarayı alıyorlar elimden, bakıyorlar ve o zaman inanıyorlar dediklerime. Orada, sokağın ortasında bir ocak vardı. Bildiğimiz, evlerde kullandığımız, tüple çalışan ocaklardan. Gençler bu ocakta patates kartması yapmaya başladılar. O sırada, orta yaşlı, gözlüklü bir adam geldi. Adamın tipinden; tecrübeli, bilgili bir kişi olduğunu anlıyorum. Gençlerle bir konu hakkında konuştula. Gençler sinirlendi ve patates kızartmaktan vazgeçtiklerini söylediler. O an şunu düşünmüştüm. Gençlerin patates kızartması, aslında bu adam içindi. Sonra, adamda gitmeye niyetlendi. Bunun üzerine gençler, adamı geri çağırdılar ve birlikte yemek yediler. Ben ise onlarla birlikte yemek yemedim. Sonra gençlerle birlikte otele doğru gitmeye başladık. Yolda bir sokak çocuğu gördüm. Konuşmadık; ama göz göze geldik. Yola devam ettim. Ama yanımdaki gençler gitmiş; tanıdığım birkaç arkadaşla güle oynaşa gittik otele kadar. Bu arada ise, ben tekerlekli sandalye ile ilerliyordum. Otelin önüne gelince, bilgisarayımı, sokağın ortasındaki ocağın orada unuttuğumu fark ettim. Herkesin gelip geçtiği bir yer olduğu için, birisinin görüp aldığını düşündüm; ama yine de terlekli sandalyem ile hızla geri dönmeye başladım. Bu sırada, tekerlekli sandalyede olduğum için arkadaşlarımdan birisinin gidebileceğini düşünmüştüm; ama hiç biri gitmee niyetlenmedi. Bende gidip baklamalarını isteyemedim ve kendim gittim. Tekerlekli sandalyede idim; ancak istediğim zaman yürüyebiliyordum. Nitekim yolun engebeli olduğunu filan görünce koşarak gittim. (Burada iki tane araba vardı; yol dardı ve zıt yönlerde hareket ediyorlardı. Karşılaştıkları yerde, ikisi de birbirine yok vermek için durdukları sırada ben aralarından geçip gitmiştim.) Bilgisarayı almaya giderken, yolda az önce gördüğüm sokak çocuğu ile karşılaştım tekrar. Elinde bir pşet vardı ve bana “Bilgisarayını almaya gidiyorsan, bilgisarayın kendisinde olduğunu; aşlı adamın senin geri gelmeni beklediğini; ancak işi olduğu için gitmesi gerektiğini; bilgisarayını bana vermesi için kendisine verdiğini söyledi. Bunun üzerine ben çocuğa, yüksek sesle dua ettim. Allah senden razı olsun, sen olmasaydın ben ne yapardım filan şeklinde, uzun süre yüksek sesle defalarca dua ettim. O sırada çocuk ellerini havaya kaldırmış, benim için de dua ediyordu. O an şunu dünmüştüm. Bu çocuğun aslında, dini bir havası vardı. Çocuğa sarıldım, öptüm dua ederek. Bu arada, buraya kadar hep Ankara’da idim rüyamda. Ama çocuktan bilgisarayı aldığımda, Konya’da bulunuyorduk. Konya’da bir sokakta bulunuyorduk. Tarlalar vardı önümüzde, eskice bir ev. Güneş batıyordu; akşamüstü vakti idi. Çocuğun birkaç arkadaşı geldi yanımıza. Sanki ters bir şey yaparsam hemen müdahale edip, çocuğu koruyacak gibi havaları vardı. Ama ters bir şey olmadı. Hep birlikte oturduk yere. Konuşuyorduk. Havada uçaşan birçok böcek olduğunu fark ettim o anda. Küçük, pırıltılı noktacıklar şeklinde birçok böcek. Ben ilk kez örüyordum böyle bir böceği. Çocuk ise alışkıntı bunlara. Elimi filan kaldırdım, salladım. Elime çarpıyorlardı ve elime yapışıyorlardı. Bu sırada ise, arkamızdan bir büyük fil ve (yavrusu) küçük fil ile bir büyük gergedan ve (yavrusu) küçük bir gergedanın geçtiğini gördüm. Büyük fil ile gözgöze geldiğimizde, bana bir zarar vermeyeceğini hissetmiştim; ama büyük gergedanla da gözgöze geldik ve tehditkâr bir hava sezinledim. Filler geçti gitti. Ancak yavru gergedan bize saldırmaya başladı. Annesi ise, bir ağacın dipinde bizi seyrediyordu. Ben, küçük çocuğun arkasındaydım ve onun önüne geçerek onu korumak istiyordum. Ancak, sanki o da beni korumak ister gibiydi ve sürekli gergedan ile aramızda kalıyordu. Birden çocuk sokağın aşağısına doğru koşmaya başladı; küçük gergedan da onu takip etti. Sonra ben fark ettim ki, büyük gergedan bana doğru bakıyor. O anda yanımda ki duvara çıktım. Duvarın üstünde tellerde vardı. Tellere tırmanarak daha yukarı çıkmam gerektiğini düşündüm. Ama fazla yukarı çıkamadım. Gergedan, duvarın ötesinde, tam karşımda durmuştu. Bu kadar yükseğe zıplayamaz ve telleri geçemez diye düşünüyordum. Ancak önce ağzı ile sonra pençesi ile bana vurmaya çalıştı. Ağzı, pençesi, tellerin arasından geçebiliyordu. Telleri koparmadı. Benimle konuşuyordu ve bana vuracağını filan söylüyordu. İçimde endişe oluştu. Duvarı ve telleri aşamayacağını düünüyordum; ama her defasında ağzından, pençesinden zor kurtuluyordum. Az daha uzatabilse darbe alabilecektim. Sonra, gergedan duvarı aşarak tam altımda durdu. Ve sıçrayarak ağzı ile sırtıma vurmasıyla ben uyandım. Rüyam bu kadar. Yorumlarsanız sevinirim… Saygılarımla…






Etiketler: fil oda bal merdiven pencere boya badana Merdiven merdiven oda tamirat Oda yeni eşya kanape şekerlik kırılan cam gergedan sokak çocuğu
Editör Yorumu (admin)

Rüyanızdan anladığım kadarıyla mesleğinizin pazarlamacı olduğu imajını verdi bana. Zira bu kadar uzun yazamazdınız. Rüyanızdaki sembollerden anlaşıldığı üzere çok hassas sakin bir yapınız var. Önünüze gelen işi sabırlı bir şekilde çözümlemeye çalışıyorsunuz. Herşeyin yolunda olduğunu sandığınız sırada etrafınızdaki insanların size iyi niyetli davranmadığını farkedebilirsiniz. Eğer kalabalık bir yerde çalışıyosanız, insanları karşınıza almamaya çalışın. Hepsinin bir üstü vardır. Küçük insanlar birleştikleri zaman üstlerini etkileyebilirler. Bu da sizin emeklerinizi boşa çıkarabilir. Kolaylıklar dilerim.



Yorum yazabilmek için giriş yapmanız gerekmektedir. Lütfen buraya tıklayınız.


Yemek Tarifleri
Site İçi Arama

Günlük Burcunuz

Burcunuzu seçiniz:


Site Kritik